20 Mart 2016 Pazar

İnsan Olmak


Hayatın gelgitleri arasında düşünceleri çırpınan insanlar gurubu var aramızda. Ben gibi,benim gibi. Bir taraftan ortadoğuyu saran kan revan ve kederin yaşadığı topraklara olan kaçınılmaz sıçramasının sonuçlarını dayanılmaz bir dehşet ve korku içinde seyrederken diğer taraftan dünkü kederinden arınmak istercesine baharın gelişini kutlamak istiyor bedenler güneşin doğdugu yerden. Yeşermiş çimenlere uzanıp mis gibi deniz kokusunu içine çeke çeke derin nefes almak, güneşin ısıtan ışıklarında bir kedi miskinliğiyle uzanmak istiyor. Bir yanı ölümden korkarken, diğer yanı yaşama sevinciyle yanıp tutuşuyor. Galiba insan olmak böyle bir şey. Hele bizim coğrafyamızda insan olabilmek daha zor. Çok zor...

Resim: Denis Sarazhin - Wind  200X200 

7 Şubat 2016 Pazar

Mim'in Doğum Günü












Doğum günlerini severdim. İki yıl öncesine kadar bana sevdiğim herkesin doğum günü o kişiye ait özel bir gün anlamına gelirdi .Ama artık sevmiyorum....

Doğum günlerinde söylenen ve mesaj olarak yazılan "Daha nicelerine" içimi acıtıyor artık. Eğer bu yazıyı okuyorsanız ne demek istediğimi anladığınızdan şüpheliyim. Mantıken ölen biri artık yaşlanmaz ancak bu o günün ölen kişinin doğum günü olduğu ve hiç yaşamadığı anlamına da gelmez.

Sevdiğimiz biri bilmediğimiz bir yere gitmiş olsa bile ölüm bile onların doğum günlerinin hala kendilerine ait olduğu gerçeğini elimizden alamaz. Bizler hayatta olduğumuz sürece her doğum günleri geldiğinde biz sadece orada olacağız ve hatırlayacağız.Bu elbetteki diğer günlerden çok daha acı yüklüyor insana. Yoklukları büyüyor, kalbimizdeki yangının acısı ciğerimize işliyor. Ancak yine de ölenle onu seven yaşayanlar için bir köprü kuruluyor her doğum günlerinde. Gelecek için "nice yıllar"dilemiyoruz belki ama geçmişten hatıralarla ona ulaşacak bir yol aralıyoruz.belki de gideni yaşama o gün için döndürmenin bir yoludur bu.Yeni anılar olmasa da geçmiş anıları canlandırıyoruz.

Ölmüş olması onun hiç doğmadığı anlamına gelmez nede olsa...


Çünkü herkesin bir gideni vardır. İçinden bir türlü uğurlayamadığı..
Herkesin;
Bir umudu vardır,
Bir savaşı,
Bir kaybedişi,
Bir acısı,
Bir yalnızlığı,
Bir hüznü…
Çünkü herkesin bir gideni vardır.
İçinden bir türlü uğurlayamadığı..


Turgut Uyar.

Doğum günün kutlu olsun Mim'im

24 Ocak 2016 Pazar

Yaşama Dahil Olan



Blog yazmaya ne zaman başladım hatırlamıyorum. Ne zaman başladıysam başladım işte bakmaya üşendim şimdi. zaten pek çok şeye üşenir oldum Aslında üşenmek demek doğru bir tanımlama olmadı.Bakmaya değer görmüyorum demek. Bunun bir anlamı yok demek istedim.

Yaşlar ilerlemeye başladıkça hayatın daha büyük bir bölümünü tanımış oluyorsun ve yaşadıklarınla
Yaşama bakışın, anlamlandırışın ve yaşayışın değişiyor. Şu anda bulunduğum noktadan yaşamış olduklarımla diyorum ki, olgunluk oyle 8 kelimeyi bir çırpıda iki dudak arasından çıkarmak kadar kolay olmuyor hayatta.

Son günlerde ardı arkası kesilmeyen ölüm haberleri alıyorum. Genç yaşlarda okuyup geçtiğim ölüm haberleri artık daha çok dikkatimi çeker oluyor. Aynı hamile iken etrafta ne kadar çok hamile insan olduğunu farkettiğim gibi. Yaşadığım yıllara sığdırdığım tanıdık ve bildik insan sayısı arttıkça bir yaştan sonra çocukluğunuzda ve gençliğinizde şimdi sizin yaşınızda olan ve saygınlıklarıyla hayatınızda yer etmiş insanları hüzünle uğurluyorsunuz.

Bu kimi zaman lisede çok sevdiğiniz bir öğretmeniniz, gençliğinize idol olmuş bir sanatçı, ailenizde çok sevdiğiniz ve değer verdiğiniz bir akrabanız ya da okul sıralarında dükkanına , eczanesine, muayenehanesine gittiğinizde size o masumiyet hissini tattıran tanıdık sevdik ve bildikleriniz oluyor. Kimi zaman ise en sevdikleriniz, anne ve babanız.

Ancak zor olan ve kabul edilmesi çok güç olan zamansız veda ettiklerimiz. Blok yazmaya ilk başladığım senelerde Japonya'da yaşayan blok arkadaşım Sevgili Sergül'un Japon balığım dediği ve çok sevdiği Japon eşi Yoshi ve kedisi Tarçınla maceralarını takip ederken, neşe dolu daima yaşama sevincini bloguna yansıtan tatlı kızın, minimini bebeğini kaybedişinin ardından yaşadığı acıyı ve yaşama tutunmak adına bir dal parçası arayış çabalarını izlemek,.. malesef yaşama dahil...

Yada en verimli çağında mutlu bir yuva ve sevilen bir işadamı iken bir sabah aniden gelen bir kalp krizinin yaşamdan çekip aldığı Mustafa Koç'un gidişni kabullenmek...

Benim için büyük aşkla severek evlendiğim kendisi babasını çok küçük yaşta kaybettiği için hep başı bükük dolaştığını söylerken, canından çok sevdiği iki çocuğunu dermansız bir hastalığın yetim bırakmasını kabul etmek... Çok zor çok....Ama bu da yaşama dahil..

Acılar insanları olgunlaştırıyor. Bükülen elleriniz, kalbiniz olsa da başaklar gibi eğiliyor boyunlarınız. olgunlaşan buğday misali. Onun için ben artık etrafımda ne zaman dik başlı insanlar görsem uzaklaşıyorum. Bilmemenin yaşamamanın küstahlığı değil ayıp olan. Ayıp olan yaşamadıklarını bilmeyip, ne bilmediğini bile bilemeyen insan dik başlılığı demek istediğim.
Unutmamalı ki sadece mutluluk değil yaşama dahil olan, acı da yaşamın tam içinde hatta tam merkezinde...
Ancak dediği gibi Şükrü Erbaş'ın "Yaşamak ölümden üstün, acıdan büyük"...

1 Ocak 2016 Cuma

Biraz felsefe yapalım





“Eğer istediğin olmazsa acı çekersin.. eğer istemediğin bir şey olursa yine acı çekersin.. hatta istediğin şey tam olarak olsa da yine acı çekersin, çünkü onu kaybetme riskin vardır. Zihin böyle belalı bir şeydir.. Değişmeden özgür olmak ister.. Hayatın koşullarından ve ölümden özgür.. fakat değişim hayatın kanunudur ne kadar direnirsen bu gerçeği değiştiremezsin..”


Sokrates


****

Çok soğuk bir kış günü üşüyen kirpiler birbirlerine iyice sokulurlar, soğuktan ve donmaktan korunmak için, ama bir süre sonra birinin dikenleri diğerine batmaya başlar. Birbirlerinden iyice uzaklaşırlar, bu seferde soğuğun etkisi hissedilir. Her seferinde aynı olay tekrarlanır, üşüyünce birbirlerine yapışan kirpiler, dikenler batınca birbirlerinden fazlasıyla uzaklaşırlar, ta ki hem soğuktan etkilenmeyecekleri hem de birbirlerine dikenlerini batırmayacakları orta bir mesafe bulana kadar. İnsanlar da kendi monotonluklarından, tek başınalığın boşluğundan kurtulmak için birbirlerine yaklaşırlar, ama çirkin alışkanlıkları ve dayanılmaz hataları onları birbirlerinden uzaklaştırır. Orta mesafe ise nezaket ve iyi ahlaktır.


Arthur Schopenhauer.


*****

Bir miktar delilik karışımının bulunmadığı mükemmel bir ruh yoktur.

Aristo

22 Kasım 2015 Pazar

Soğuk Mevsim


Soğuk bir mevsimi yaşar gibiyim
Hayattan payıma düşen kış güneşi,
Tesadüfi ışıkları  ender, cılız ve ayaz,
Yakalarsa gözlerimi kamaştırır,saklarım 
Saklanırım bulutların arkasına.
Baksa da görmez göremez 
Yağmuru yok, kurak bir çöl uçsuz bucaksız,
Bulunduğun uzaklara dalsa da  bilmez bilemez
Sadece tek mevsimi yaşayan gözlerim.

DS

4 Kasım 2015 Çarşamba

Mavi Siyah

SiyahMai 
Yorgun ve kırgın günler boyu,
Rüzgarını doldurup torbasına, terk etmiş şehri anılar.
Ardına bakmadan siyah mai umutlar
Bakakalmışlar hayal kuşları..dalgın dalgalı köpüklü sulara.
Harcanmış yitik zamanlar çocuksu sevinlerde,
Elleri boş naçar kalmış yırtık atlas kırmızı hüzünlerin.
Vedalaşılamayan ıssız yalnızlıkların sızısı kalmış yüreklerde
Dumanlı gökyüzünü griye boyamış.
Ellerin izi kalmış yıldızlarda
İki damla gözyaşı parlamış sadece 
Derin suların yansıttığı ışıltıları birleşmiş 
Uzak, gizli, erişilmez sanılan gerçeklerde...
DS

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Sonsuzluk ve Bir gün

Neden anne
hiçbir şey beklendiği gibi olmadı?

Neden? Neden çürüyüp gider insan,
sessizce acıyla ihtiras arasında parçalanarak?

Ben neden hayatımı sürgündeymiş gibi geçirdim?
Kendi dilim varken hâlâ kayıp kelimeleri bulabilecek ya da sessizliğin içinden unutulmuş kelimeleri çıkarabilecekken.
Neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde? 

Neden? Söyle bana anne, insan neden bilmez nasıl seveceğini?