Issız bir adaya düşerseniz yanınıza almak isteyeceğiniz üç şey nedir? geyik sorusunun cevabını düşünmeyen var mı aranızda? Ama şu anda düştüğünüz bu ada ıssız bir ada değil.Yanınıza almak için düşündüğünüz termometre, yağmurluk paraşüt gibi nesneleri düşünmeden, düşüncelerinizdeki ağırlıkları atıp, bu ada da zenginleşeceksiniz. İyi ki geldiniz.Hoş geldiniz
14 Ağustos 2013 Çarşamba
4 Ağustos 2013 Pazar
Hayatı Bir Şiirle Sonlandırmak
Lise yıllarından beri severim şiir kitaplarını. öyle oturup roman gibi okuyamasam da lise edebiyat öğretmenimin tavsiyesine uyup her gece uyumadan yanı başımdaki şiir kitaplarından bir şiir seçer okuyup öyle dalarım uykuya. Bu alışkanlık zaman zaman sanalda da sürmeye başladı.
Yetiştiği ve yaşadığı dönemin tüm acılarını, günahlarını, veballerini sırtında taşıyormuş gibi. Haydar Ergülen'in tabiriyle, "Dünyada yılkıya bırakılmış bir uyumsuzdur, bir ötelidir, bir umutsuz, ve kabilenin hayırsız oğludur. Bunun bilinci şaire acıyla kazılı, şiirine acıyla yazılıdır baştan beri.
Herkesin onu yazdığı şiirlerde çokça değindiği için "Anneci" olduğunu sandığından yakınmıştı, Ahmet Erhan. “Babamın yaşı 51’i geçmeye çalışıyorum” demişti bir söyleşisinde, başardı da.4 yıl daha fazla yaşadı babasından. At yarışını severdi, hep son ayakta yatırırdı kuponlarını, güzel futbol oynardı. Sakatlanana kadar Adanademir'da futbol oynamıştı.
Daha yazacak çok şiirlerin vardı.Bizi şiirlerinden öksüz bıraktın gittin. Şiirlerin emanetin kaldı bize...Emin ellerde sen Hoşçakal.
Günü bir şiirle sonlandırmak..
Böyle tanıdım Ahmet Erhan'ı. Ruhlarımız selam verdi birbirine. Bakıpta göremediğim çok insanın aksine yerinde kalp taşıyan insanlardandı. Şiirlerinde hep onu, kendimi buldum. Yalın, hassas, kırılgan, içine atan, hayat yorgunu şiirleri ise, lirik, melankolik, acı bir haykırıştı.
Yetiştiği ve yaşadığı dönemin tüm acılarını, günahlarını, veballerini sırtında taşıyormuş gibi. Haydar Ergülen'in tabiriyle, "Dünyada yılkıya bırakılmış bir uyumsuzdur, bir ötelidir, bir umutsuz, ve kabilenin hayırsız oğludur. Bunun bilinci şaire acıyla kazılı, şiirine acıyla yazılıdır baştan beri.
"Alacakaranlıktaki ülke(1981)" ile Behçet Necatigil Şiir Ödülünü aldı. Ahmet Erhan'ın "Yaşamın Ufuk Çizgisi" (1982), "Akdeniz Lirikleri" (1982), "Sevda Şiirleri (1984), "Ateşi çalmayı deneyenler için" (1984), "Zeytin Ağacı" (1984), "Ölüm nedeni bilinmiyor" (1988) adlı kitablarından sonra DENİZ, UNUTMA ADINI sekizinci şiir kitabıdır.
Daha yazacak çok şiirlerin vardı.Bizi şiirlerinden öksüz bıraktın gittin. Şiirlerin emanetin kaldı bize...Emin ellerde sen Hoşçakal.
24 Temmuz 2013 Çarşamba
Birikenler
Mim'i sağlıklı beslenme konusunda araştırmalarımız karşımıza doğa hakkında bilmediğimiz o kadar inanılmaz bilgiler çıkarıyor ki. Son olarak Hurma'nın inanılmaz gerçeğini öğrenip yine hayretler içinde kaldım. Hurma ağacının dişil ve eril olarak farklı olduğu biliyormuydunuz. Eril olan hurma cinsinin yaprakları yukarıya doğru kısa ve dik, dişil olanın ise aşağıya doğru sarkık ve uzun oluyormuş.. Sadece dişil olan hurma ağacı meyve veriyor. Hurma ağaçlarının bir diğer inanılmaz özelliği diğer ağaçlar gibi çekirdekten yetişmemesi. Aynı insan gibi yavru vererek ürüyorlar.
Kış mevsiminde eril hurma ağacından alınan polenler dişil hurma ağacının tepesinde oluşan yarıktan içeri konuyor ve üzeri sarılarak kapatılıyor. Bir süre sonra dişil ağacın gövdesinde çıkan filiz anne hurma ağacının yanına dikiliyor. Yeni yavruyu annenin görebileceği bir yere dikmek zorundasınız. Yoksa yavru ölür, anne de küsüyor ve meyve vermiyor. Ağacın yavrulama adedi de ortalama bir insanın yavrulama adedi kadar. Hurma ağaçlarının biyolojik yapısını okudukça, bir insanın özelliklerine ne kadar benziyor diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Besin değeri olarak bakıldığında ise ihtiva ettiği yag, protein, vitamin, mineral vb. değerler insan bünyesinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan tüm gıda değerleridir. Bir insan başka hiçbir şey yemeden sadece hurma ile bedeninin uzun süre yaşamasını sağlayabilir.
Son zamanlarda yaşadıklarım, doğanın bana kendini hisettirmesinin bir şekliydi gibi geldi.
"Bazen doğa kendini hissettirmek ister" The Fault in Our Stars türkçeye Aynı Yıldızın Altında olarak çevrilmiş John Green'in kitabı okuduğum en özel kitaplardan biriydi. Bitmesini hiç istemedim. Sona doğru hem okumayı istiyor hem de bitmemesi için ağırdan alıyordum.
Time dergisi tarafından 2012 yılının en iyi romanı seçilmesi, New York Times'in , Amazon ve Indiebound'un en çok satanlar listesine girmesi yada Fan Artı en çok yapılan kitap olması değil benim için özel anlam taşıması. Konusu itibariyle bana, içinde bulunduğum haleti ruhiyeyi ayna tutar gibi göstermesi, bir nevi katharsis yaşayıp tekrar ve güçlenerek geri dönüşümü yaşattığı için özeldi.
Kitabı bitirdikten sonra değil etkisinde kalmak, karşımdaki insanlarla bir "Hazel Grace Lancaster" olarak iletişim kurmaya başladım. Onun gibi düşünmeye, onun gibi cevaplar vermeye... Ne demek istediğimi ancak kitabı okursanız anlayacaksınız. Uykuya dalar gibi aşık olmayı, dünyanın bir dilek gerçekleştirme fabrikası olmadığını, bazı sonsuzların başka sonsuzlardan büyük olduğunu, nostaljinin yan etkilerini, sevginin boşluğa atılan bir çığlık olduğunu ve unutulmanın kaçınılmazlığını, herkesin ölüme mahkum olduğunu ve tüm çabamızın toza dönüşeceği o günü, bir insana yetmenin ne demek olduğunu, bu dünyada incinip incinmeyeceğine dair tercih yapma şansımızın olmadığını ancak bizi kimin inciteceğini seçmeyi, erkeklerin neden erkek filmi sevmemizi beklediklerini düşünerek uzun süre dolandım. " Kalp neredeyse yuva oradadır" sözü üzerine darmadağın oldum. Sizin kalbiniz ve yuvanız aynı yer mi? Yoksa sizde mi darmadağınsınız?
Kitabın yazarı John Green okuduğum üslubunu en beğendiğim nadir zeki yabancı genç yetişkin romanı yazarı. İtiraf etmek gerekirse, kitabı okumak isteyen kızımdı. Ancak başına bir göz atınca yazarın üslubu beni çekti ve kitabı elimden bırakamadım. Yazarın sadece iki kitabı türkçeye çevrilmiş, diğeri Alaskanın Peşinde ( Looking for Alaska).
John Green ayrıca kardeşi Hank’le birlikte muhteşem bir edebiyat crash-course'u yapıyor. Hazırladıkları, Nerdfighters isimli bir video blogu var. Bundan elde ettikleri gelirleri gelişmekte olan ülkelerde yoksullukla savaş, ağaçların dikilmesi gibi projeler için harcamışlar.
Her zaman oturup yazamıyorum birikenleri hazır yazmaya başlamışken arka arkaya sıralıyorum umarım sıkmam. istanbul'un o rutubetli sıcak yaz öğleden sonralarından birinde Mim'le beraber kendimizi boğazın serin rüzgarına bırakmak için Kuzguncuk sahilinde oturmuş demleniyorduk ki çengelköy tarafından gelen rengarenk yatların yelkenlerini açmış boğazı nasıl şenlendirdiklerine tanık olduk. Öğrendiğimize göre bu yıl 42. si düzenlenen TAYK-Deniz Kuvvetleri Kupası Açık Deniz Yat Yarışları imiş. Hemen objektife sarılıp boğazın şenliğini ölümsüzleştirmek istedim. Çeşme'de sona eren yarışın galibi "Define" isimli yat olmuş bu arada:))
Bizimkiler yer kapma yarışında. Bu alışveriş sepetini çok seviyorlar ama artık yer kavgasından bıktıkları için kim pes edecek oyunu oynuyorlar. Genelde pes eden snow oluyor. Çünkü anne daha dominant karakter.
1 Temmuz 2013 Pazartesi
Mucizelere İnanır mısınız?
Hayat zaman zaman hepimizin karşısına acı olaylar çıkartıyor. Bu acılarla başa çıkmaya olan direncimiz, bedenimize ve ruhumuza vereceği keder ve ıstırabın azalmasına hatta bizim böylesine güçlü bir sınavdan daha da kuvvetlenerek çıkmamızı sağlıyor.
Buna inanmak , mucizelere kapılarınızı aralamak demek inanın. Karanlıkların içinden bazen incecik bir tel kadar cılız kalan ama hiç yok olmayan umudun ışığını hep taşıdım, gördüm, bekledim güneş mutlaka doğacak. Dedim ki, mucizeleri var onun, belki biri de bize dokunur...
Mucizelere inanır mısınız? Ben hep inandım ve yaşadım. Bu sefer biraz zordu bu kadarını hayal bile edemiyordum... Ama,
İşte mucize, Mim'in yaramaz arkadaşı onu terketmiş, nasıl oldu diye sormayın. Ben de bilemiyorum. Bildiğim tek şey o da bunun bir mucize olduğu.
Şimdi zor zamanlarda yıkılıp kalmamanın ödülünü kucaklamakla meşgulüm. Bir Zümrüt-ü Anka kuşuyum şimdilerde. Acılardan ateş oldum, kendi kendimi yaktım, ve kendi küllerimden yeniden doğdum.
Güneşiniz batmış olsa bile umudunuz hep canlı kalsın. Sevgiyle kalın.
23 Haziran 2013 Pazar
İki kişi
21 Haziran 2013 Cuma
Hangi Jenerasyonsunuz?
Gezi parkı direnişi sonrasında kelime dağırcığımıza yeni bir terim eklendi. "Y Kuşağı" Biraz araştırınca aslında çok derinlere inen bilimsel bilgilere ve bu terimin benim hayatıma ne kadar geç girdiğinin farkına vardım. Meğerse ben bir Y kuşağı annesiymişim de haberim yokmuş! Ancak hep savunduğum gibi önemli olan bilgiye ulaşmak ve paylaşmak. Paylaşalım ki çoğalsın.
"The Strauss–Howe Generational Theory" olarak literatürlere girmiş bu başarılı teorinin düşünce babaları William Strauss ve Neil Howe, Strauss-Howe Kuşak Teorisini, 1991 yılında yazdıkları Generation adlı kitaplarında, Amerikan tarihinin kuşak türleri ve yinelenen ruh dönemleri, kuşak eğilimlerini inceleyerek, bu bulguları dünyanın değişik ülkelerinde yaptıkları araştırmalarda benzer döngüleri belirleyerek kanıtlamışlardır. 1993 de "13th Gen" adlı kitaplarına 1961 ve 1981 yılları arasında doğan kuşağı incelediler. 1997 yılında "The Fourth Turning" adlı kitapları bir Amerikan kehaneti olarak değerlendirildi. 1999 yılında "LifeCourse Associates" adı altında kar amacı gütmeyen bir danışmanlık şirketi kurarak, tarihin belirli bir döneminde belirli bir yaş grubunda insanların inanç, tutum, değer ve davranışlarını inceleyerek, kuşaklar arasındaki çözümlemeler aradılar. 2000 yılında "The Next Great Generation" da, 2000 lise mezununun sınıf, yaş, gelişim, nesil ve kişilik özellikleri incelenmiş, "Millennials" adını verdikleri bir sonraki büyük nesli anlatmışlardır. 18 Aralık 2007 tarihinde, William Strauss'un 60 yaşında Pankreas kanserinden ölümünden sonra en yakın dostunu kaybeden Neil Howe LifeCourse Associates'ı genişletmek ve kuşaklar arası iletişime yeni açılımlar getirebilmek amacıyla, çalışmalarına devam etmiştir. Howe her yıl yaklaşık 60 kolejde sık sık özel atölye çalışmaları yaparak araştırmalarını sürdürmektedir.
1960 ve 1970'li yıllarda doğanların oluşturduğu X kuşağı, kariyer düşkünü, geç evlenen, büyüklerine oranla daha fazla eğitim almış ancak okumak ve fikir paylaşmak yerine bol bol film, video ve TV seyrederek büyüyen, insancıl değerlere önem veren, giyim kuşama dikkat eden, sözünü sakınmayan, mesleğinin hakkını veren, mücadeleci, değişime kolay ayak uyduran, alternatif yaşam seven insanların kuşağıdır.Bu kuşak, Vietnam savaşı sonrasında, çoğunluğu ekonomist olan, aralarında masonlarından tutun, dünya'nin dört bir yanındaki ülke insanlarının bir nevi topluca yarattığı dünya'nin ilk global kuşağıdır.
1981'den itibaren dogan kusak, Strauss ve Howe tarafindan "Y Kuşağı" olarak tanimlanir.Bu dönemlerde doğmuş insanlara teknolojik olarak daha fazla imkan sunulmuştur. Ebeveyinler poker, tavla gibi oyunlar oynarken; Y kuşağı bilgisayar oyunu oynamaktaydı. Gameboy'lar, Atari'ler, bu dev kuşağın statüsü altında desteklenen oyunlardan sadece birkaçıydı. Bu tarz şirketlerin hiçbiri, gelişim süreçleri döneminde ülkelerine tek bir kuruş vergi ödemediler. İletişim konusunda da gerek telefon, gerek cep telefonu, gerek interaktif dünya'nın temellerinin atılmasının sebebi Y kuşağı olmuştur. Bu nesin en belirgin özellği 18 yaşına gelmeden önce bir telefon sahibi olamabilmeleriydı. 1995 - 1998 yılları, yeryüzünde medeni olan her ülkede Y kuşağı bireylerinin bir telefon sahibi olduğu dönemi temsil etti. Bunun yanı sıra, televizyonculukda ve sinemada da global olarak yeryüzündeki tüm kültürlere önem verildi. Böylece insanların birbirlerini daha rahat anlaması için bir taban oluşturuldu. Bill Clinton da bu kuşağın temellerini oluşturan ve uygulanmasında öncülük etmiş dünyaca ünlü liderlerden sadece biridir.
Medenilik konusunda, insanlara verilen eğitim doğrultusunda yetkinleşen bireylerin daha az vahşi kaldığı tesbitinden hareketle işyerlerinde, statü olarak kabul görmede daha önceki kuşaklarda olmadığı kadar eğitim önem kazandı. Daha öncelerinde master veya doktora yapmış insanlar oldukça az iken, Y kuşağı için master, yapılması gereken; doktora ise yapılması halinde büyük kolaylık sağlayıcı etken olmuştur.
Teknoloji konusunda, Y kuşağına ait herkes yaşamları süresince dünyanın teknolojik olarak ne kadar çok ilerlediğini görmüştür. Teknoloji marketine hergün yeni buluşlar, yeni kolaylıklar, yeni ürünler sunulmaktadır . Bu da Y kuşağını her zaman bir adım sonrasında düşünmeye itmiştir.
Z Kuşağı (Generation Z ) 2001′den sonra doğanlar tarafından temsil edilir. Diğer adlari ise "Millenial Generation"dır. Bugün henüz çok küçük olan bu kuşak bireyleri neredeyse doğdukları andan itibaren iPhone, iPad, iPod gibi yüksek teknoloji ürünlerini kullanmaya başlarlar. Nano teknoloji ürünleri yakın bir gelecekte günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline gelecek. Tabi bu durum X kuşağı ile Z kuşağı arasındaki uçurumu gittikçe arttırıyor. Dolayısıyla hızlı bir ivmeyle artan bu uçurum kuşaklar arasında iletişimi ve anlaşmayı zorlaştırıyor hatta gezi parkında örneğini yaşadığımız sonuçları getiriyor. Hele bu kuşak dönüşümlerinden nasibini alamamış, hala bir kuşak geride kalmış emekleyen kısmı düşündükçe. Az geişmiş ülkelerin ve demokrasilerin en büyük yarası bu bence değip sosyolojik bir sonuç çıkarıyorum. Bilmem katılır mısınız?
Bu arada malum biber gazından ben de etkilendim. Tam o anda İstiklal Caddesindeydim ve insanlar çığlık çığlığa kaçışırken ben de kendimi dışardan farkedilemeyecek kadar az göze batan Galatasaray'dan Tünele doğru giderken sol tarafta San Antuan kilisesinden içeri attım. İçerisi serindi ve bir ilahi sesi geliyordu. Sıralara oturdum. Müziğin ilahi sesiyle birleşen gücü korkularımı aldı götürdü. Sonra düşündüm dinlerin görevi insanları huzura, sevgiye, iyi ahlaklı olmaya yöneltmek ise bugün İstanbul'da yaşananlar için söylenecek çok şey yok. Sadece durup biraz düşünmeli.
Read more:
www.en.wikipedia.org/wiki/Strauss%E2%80%93Howe_generational_theory
http://www.lifecourse.com/
20 Haziran 2013 Perşembe
Do you hear the people sing?
do you hear the people sing?
singing a song of angry men?
it is the music of a people who will not be slaves again!
when the beating of your heart echoes the beating of the drums
there is a life about to start when tomorrow comes!
will you join in our crusade?
who will be strong and stand with me?
beyond the barricade is there a world you long to see?
then join in the fight that will give you the right to be free!
will you give all you can give so that our banner may advance
some will fall and some will live will you stand up and take your chance?
the blood of the martyrs will water the meadows of france!
Duyuyormusun sesi işte bu halkın öfkesi
Olmayacak hiçbir zaman bir başkasının kölesi.
Sanki kalp atışları karışıyor davullara
Yürüyoruz gururla yeni bir yarına.
sen de gel katıl bize,diren bütün bu baskıya
durur koca dünya var ilk atın arkasında
Sen de özgürlüğün için diren omuz omuza
Duyuyormusun sesi işte bu çapulcunun sesi,
Olmayacak hiçbir zaman bir başkasının kölesi
Sanki kalp atışları karışıyor davullara
Yürüyoruz gururla yeni bir yarına
Sadece müzik güzelliği değil filmde konunun benzerliği de çok uymuş...
Erdemin onurun direnişin öyküsünün anlatıldığı Sefiller ile çapulcular...
Ne yazık ki tecrübeyle sabittir ki bir direnişte gücü elinde bulunduranın adil olmadığı durumda, başkaldıranların ödeyeceği bedel çok ağırdır. Bir Y kuşağı annesi olarak en çok bu bedeli ödeyecek olan gençler için endişeleniyorum. Ancak yine biliyorum ki o keskin zekalarıyla bizim kuşağın düşünemediği barışçı çözümü bulup çıkaracaklar.
Olmayacak hiçbir zaman bir başkasının kölesi.
Sanki kalp atışları karışıyor davullara
Yürüyoruz gururla yeni bir yarına.
sen de gel katıl bize,diren bütün bu baskıya
durur koca dünya var ilk atın arkasında
Sen de özgürlüğün için diren omuz omuza
Duyuyormusun sesi işte bu çapulcunun sesi,
Olmayacak hiçbir zaman bir başkasının kölesi
Sanki kalp atışları karışıyor davullara
Yürüyoruz gururla yeni bir yarına
Sadece müzik güzelliği değil filmde konunun benzerliği de çok uymuş...
Erdemin onurun direnişin öyküsünün anlatıldığı Sefiller ile çapulcular...
Ne yazık ki tecrübeyle sabittir ki bir direnişte gücü elinde bulunduranın adil olmadığı durumda, başkaldıranların ödeyeceği bedel çok ağırdır. Bir Y kuşağı annesi olarak en çok bu bedeli ödeyecek olan gençler için endişeleniyorum. Ancak yine biliyorum ki o keskin zekalarıyla bizim kuşağın düşünemediği barışçı çözümü bulup çıkaracaklar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



























.jpg)