Resim Atölyem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Resim Atölyem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2024 Pazartesi

Bir Kedinin Düşündürdükleri


Ginger
Tuval üzerine Akrilik 50X70 ©Aralık2023  



Albert Schweitzer, "Hayatın sıkıntılarından uzaklaşmak için iki sığınak vardır: Müzik ve kediler." der.   Ne kadar doğru... Son 15 yıldır hayatımın en sadık dostları, en zor zamanlarımda can yoldaşlarım kediler ve unutulmaya yüz tutmuş anılarımın en vefalı dostları  müzikler...   


Gece yarısı
Kaldırımda hiç ses yok
Ay hiçbir şey hatırlamıy­or mu?
Gülümsüyor kendi kendine
Sokak lambası ışığında
Kurumuş yapraklar ayaklarımı­n altında birikiyor
Ve rüzgar inlemeye başlıyor.
Hatıra, ay ışığında yalnız başına

Eski günlerde gülümseyebiliyordum
Hayat güzeldi o zamanlar
Mutluluğun ne olduğunu bildiğim zamanları hatırlıyor­um
Bırak tekrar yaşasın anılar.

Her bir sokak lambası
Kadere baş eğmiş gibi.
Birisi mırıldanıy­or ve lambanın ışığı dağılıyor
Sabah olmak üzere

Gün ışığı, güneşin doğmasını beklemeliyim,
Yeni bir hayat düşünmeliyim
Ve pes etmemeliyim.
Şafak vakti geldiğinde, bu gece de hatıralara karışacak,
Ve yeni bir gün başlayacak

Dumanlı günlerin yakıcı sonları,
Sabahın bayat soğuk kokusu,
Lambanın ışığı sönüyor, 
Bir başka gece bitiyor, bir başka gün doğuyor.

Dokun bana
Aydınlık günlerimin anılarıyla 
Öyle kolay ki beni bırakmak
Eğer bana dokunursan,
Mutluluğun ne olduğunu anlayabili­rsin

Bak işte, yeni bir gün başlıyor...







7 Kasım 2023 Salı

Büyülü bir meyve: ELMA


Apple
Resim kağıdı üzerine sulu boya
Elma uzun zamandır tarih sayfalarında arzunun sembolü olarak görülür. Bu nedenle pekçok dini gelenekte mistik veya yasak bir meyve olarak karşımıza çıkar  Romalılar bu meyveyi Aşk Tanrıçası Venüs ile ilişkilendirdiler. Bir elmanın enine kesitinin merkezinde, sembolik olarak beş parmağı, beş duyusu ve beş ekstremitesiyle (kollar, bacaklar ve kafa) insana karşılık gelen pentagram şeklindeki beş tohum vardır.  

İbranice İncil, elmanın Cennet'teki yasak meyve olduğunun hikayesini anlatır. Daha sonraki yıllarda Yahudi geleneğinde elma olumlu bir sembolizm taşımaya başladı. Mükemmel bir şekle, tatlı bir tada sahiptir ve hoş kokuludur. Güzelliğin, tatlılığın ve refah umudunun sembolüdür ve meyvenin sertliği ve dayanıklılığı, gücü ve büyümeyi temsil eder. Yahudilerin yeni yılı olan Roş Aşana'da Yahudiler , gelecek güzel bir yıla dair umutlarını simgelemek için elmaları bala batırırlar.

Elma, dünya çapında çoğunlukla ılıman bölgelerde ağaçlarda yetişen, yaprak döken bir meyve çeşididir.  Elma meyvesi Orta Asya kökenli olup, zamanla tüm dünyaya yayılmıştır. Elmalar vitamin ve minerallerle dolu olduğundan sağlığa birçok faydası vardır. Günde bir elma yemenin, doktoru uzak tuttuğu  Parkinson, Katarakt, Alzheimer, safra taşı ve hatta bazı kanserler gibi hastalıklara karşı direnç oluşturabileceği söyleniyor . Ayrıca ishal ve kabızlığın önlenmesine de yardımcı olur. Bazıları meyvenin cildinizi parlattığını ve tazelediğini, bunun da genç görünmenizi sağladığını iddia ediyor

Resmini yapmanın bile bu büyülü elmanın ruha ne kadar iyi geldiğini deneyen biri olarak, elmayı kutsuyorum. Aşk için, güzellik ve huzur için, gelecek güzel günlerin umudu  için...

Sonuçta gökten hep üç elma düşer. Biri anlatana, diğeri anlayana ,sonuncusuda yaşama...

9 Aralık 2021 Perşembe

Lotus


Lotus
Tuval üzerine yağlıboya @ Aralık2021

Lotus mitolojide kutsal olarak nitelenen yeniden doğuşu, insanı ve varoluşu simgeleyen bir çiçektir. Mitin alegorisine göre Tanrı Vishnu Hindistan krallarından birinin oğlu olan Siddhartha'nın bedeninde yeniden dünyaya gelir. Siddhartha daha doğar doğmaz yürümeye başlar ve bastığı her yerde lotus çiçekleri açar. Lotus çiçeğini kutsallaştırarak, bu ç,içeğin Siddhartha'nın büyüdükçe kazanacağı gücün ve bilgeliğin simgesi olarak kabul ederler.


Tanrı Vishnu, Hindu ve Buda geleneklerinin çatıştığı bir dönemde dünyaya gelir. Lotus çiçeğinin su yüzeyinde tertemiz kalması gibi insanların dünyada kalması gerektiğine inanan bir felsefe geliştiren Tanrı, yoga adında bir ibadet ve meditasyon yöntemi geliştirerek insanları kriz döneminden kurtarır. Hatta Hindu inanışına göre ölen insanların ruhlarının lotus çiçekleri üzerinde yaşadığı rivayet edilir. Bu anlamda lotus, ruhun saflığını ve arınmışlığını temsil eder. Çamur içinden uzayarak ışığa ulaştığı noktada çiçek açan Lotus, reenkarnasyon ve ölümsüzlüğün simgesi olur. Bu yükseliş aynı zamanda ruhun yükselişini de açıklar.

17 Mart 2021 Çarşamba

Satrançtan Hayat Oyununa

Siyah&Beyaz
Resim Kağıdı üzerine Karakalem
30X42 Şubat,2021   
   
    Satranç; hayatın 64 kareye indirgenmiş prototipidir. Oyununun oynandığı satranç tahtası 32 Siyah ve 32 beyaz karelerden oluşur. Aynı hayat denen oyunda olduğu gibi, bu siyah beyaz kareler, yaşamın siyahları beyazlarıdır. Beyaz; iyiyi, aydınlığı, masumiyeti ve saflığı ifade ederken, siyah kötüyü, karanlığı ve acıyı temsil etmektedir.Biri diğerinin nedeni olarak vardır. Yunan düşünür Herakleitos'a göre iyiliğin varolması için kötülüğün, ışığın varolması için karanlığın, tokluğun varolması için açlığın olması gereklidir. Bu diyalektik anlayış, temel düşünesini Kant’tan alan ve Hegel'in geliştirdiği ''gerçekleri oluşturan kavramların her biri karşıtını kendi içinde taşır'' felsefesini yaşamın merkezine koyar.

    Eski bir Kızılderili hikayesinde, birbirleriyle boğuşup duran biri beyaz, diğeri siyah iki kurt köpeğini izleyen çocuk, yaşlı reise kabileyi korumak için neden bir köpeğin yeterli olmadığını, ikinci köpeğe neden ihtiyaç olduğunu sorar. Reis onların iyiliğin ve kötülüğün simgesi olduğunu, iyiliğin ve kötülüğün de içimizde sürekli mücadele edip durduğunu, hangisini daha iyi beslersen, onun kazanacağını söyler.

    Evrende hareket olması için zıtlıkların varlığına ihtiyaç vardır 

    1759 yılında Adam Smith ‘Ahlaki Duygular Kuramı’ kitabında  diyalektik felsefeyi temel alarak 'ben' ile 'diğer ben' arayışını irdeler. Ona göre insan, kendisini diğeri ile paylaşmak, kendisini diğerinde inşa etmek ister.  
      
    Resim yapmayı çocukluğumdan beri çok severim. O günlerden hatırladığım en  mutlu olduğum zamanlar annemin önüme koyduğu rengarek boyalar, boyama defterleri, kağıtlar kalemler arasında geçirdiğim zamanlardır. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bütün bir gün resim yapardım. İlk atkuyruklu kız çocuğu resmi yaptığım günü hatırlıyorum. O resim hafızama kazılı.
       
    İlkokul 1. sınıfta  okuma yazmayı söktüğüm o gün 4 ekim günü hayvanları koruma günüydü ve ben bir kedi resmi yapıyordum. O kedi de hafızamda tüm güzelliği ile duruyor. 

    Uzun bir süre ara vermiştim çok sevdiğim resim yapmaya. Elim ne kalem ne de fırça tutamadığı onca karanlık yılın ardından, resme geri dönme zamanının gelmesini bekledim durdum. 


Resim Kağıdı üzerine Karakalem
30X42 Şubat,2021
     Stefan Zweig Satranç oyunundan, 'dünyaya hangi tanrının getirdiği kimsece bilinmeyen tek oyundu' diye bahseder.  

'İki Ben’imden her biri, yani Siyah Ben ve Beyaz Ben birbirleriyle rekabet etmek zorundaydılar ve her biri kendi adına galip gelmek, kazanmak için kendini bir tutkuya, sabırsızlığa kaptırıyordu…” 

    Satranç oyununda da, hayat oyununda olduğu gibi yenmek yada yenilmekten daha önemli olan mücadelenin içinde olmaktır. Yenilgilerimiz bize bunu öğretebilecek en büyük güçtür. 

    


Bunca yıl sonra geriye dönüp baktığımda hayat oyununun bana öğrettiği en büyük ders, kendi içine bakmanın, hünerlerin en büyüğü özündeki kusurları , yanılgıları bulmanın, görmenin , bilebilmenin ise en büyük erdem olduğuydu,


Resim Kağıdı üzerine Karakalem
30X42 Şubat,2021
Resim Kağıdı üzerine Karakalem
30X42 Şubat,2021











 

13 Mart 2021 Cumartesi

Ekmek Kavgası



Tuval üzerine yağlıboya 50X70- ©Şubat 2021
   
     Ekmek Kavgası
                                                                     Tuval üzerine yağlıboya 50X70 ©Şubat 2021                                     

''Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.  Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.''


Richard Bach, Martı kitabında Jonathan Livingston metaforu üzerinden, dayatılmış, kurgulanmış, sınırlanmış bir yaşamın dışında, keşfedilecek, öğrenilecek, sınırları zorlayarak aşılabilecek, özgürleşerek anlam katılmış bir yaşamın yaratılabileceğini, yaşanabileceğini anlatır. Dünyaya gelme amacının sadece balıkçıların attığı ekmekleri yemek olmadığını düşünen ve hep daha iyisini arayan Jonathan Livingston gibi  kalbinin sesini dinleyen, hayata anlam katabilmiş, bu hayatta göründüğünden daha fazlası olduğunu bilen insanlar her zamankinden daha yüksek ve hızlı uçacaklar. 



Hepimizin içinde yaşayan gerçek Martı Jonathan'a



26 Şubat 2021 Cuma

Narkissos

Narkissos
Resim kağıdı üzerine sulu boya

''Karanlık azalacak, aydınlık yayılacak bundan böyle; ağır ağır, günden güne...
Sonunda sabaha, ışığa, bahara kavuşacağız; 
yara bere içinde...''

    Kışın soğuk ve kasvetli günlerinin ardından, baharın ılık ve güneşli günlerinin gelmesi ruhumuza da çocuksu bir sevinç, aydınlık veriyor.  Kararmış, daralmış,yaralanmış ruhum,daracık çatlaklardan süzülen zayıf ama parlak bir ışık hüzmesinden aydınlanıp, çok derinlerden dışarı çıkmaya çalışan ilhama dönüşüyor. Beni mutlu eden ise, bu ilhamla uzun bir zamandan sonra elimin tekrar fırçayı tutabiliyor olması...

    Atölyenin bahçesinde güneş parladıkça, enerjisini sadece insanlara değil tüm canlılara yaydığını gözlemliyorum. Üzerimize  karabasan gibi çökmüş karanlığın, karamsarlığın, umutsuzluğun enerjisi dağılıp aydınlığın, iyimserliğin, umudun enerjisine dönüşüyor. Doğaya dikkatle baktığınızda tüm canlılarda başlayan canlanmayı görebiliyorsunuz.

  Bahçede soğuk kış günleri boyunca kış uykusunda olan gülün uyanıp tomurcuklanmaya başladığına, yine geçen bahardan beri boş duran kuş yuvasına bir kumru ailesinin yerleştiğini ve üstelik iki küçük yumurta ile yeni doğacak bebeklerini beklediklerine şahit olmak, hayata olan bağlılığımı arttırıyor.



    Bahçede mis kokusuyla çiçeklerinin ihtişamıyla, tartışmasız güzelliğini duyularımıza cömertçe sunan nergis çiçeklerini görünce dayanamadım. Çiçeklerinin ağırlığını incecik dalı kaldıramamış olsa gerek , iki dal sapından eğilmiş görünce bu iki dalı koparıp daha uzun yaşaması için bir bardağa suya koydum... Yetmedi sonsuza kadar yaşaması içinse resmini yaptım.  
Ve ben galiba ölümsüzlüğün sırrını buldum...  


   Nergis, filizlenen ilk tohumlardan biri olduğu için baharın gelişini müjdeler. Nergis çiçeğinin antik yunan tanrıları ile ilişkilendirilen bir hikayesi var. 

     Narkissos (Nergis) sudaki yansımasına âşık olup, aşkından eriyip,  nergise dönüşen bir gencin öyküsüdür. Yunan mitolojisinde Ovidipus ‘un aktardığı hikayeye göre, Narkissos, Su Perisi ve Nehir Tanrı’sının oğluydu. Narkissos’un güzelliği onu gören herkesi hayran bırakırdı. Ancak o kimseye yüz vermez, hepsini reddederdi.

    Bir gün Olimpos dağının perilerinden Ekho ona görür görmez aşık olur, Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Echo kendisini bu aşka öyle bir kaptırır ki,  günden güne eriyerek sonunda kendisinden geriye sesten başka hiçbir şey kalmaz ve  bir gün onun da kendi gibi karşılıksız bir sevgiye yakalanmasını dileyerek yok olur. Bedeni kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dedigimiz yankılara dönüşür.

    Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma cok kızar ve Narkissos’u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün intikam tanrıçası Nemesis, Ekho’nun dileğini yerine getirir
ve sıcak bir günde çeşmeden su içmek için Narkissos’un suya eğilmesini sağlar. Suda kendi yansımasını gören Narkissos gördüğü güzellikten gözlerini bir türlü alamaz ve kendine aşık olur. Narkissos ellerini bu kusursuz güzelliğe doğru uzatır ama dokunamaz. Aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne aşkından erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek bulunduğu yere kök salarak açılmış bir çiçeğe dönüşür. Bu çiçek Narkissos yani Nergis'tir.

Ruhumuza nergis çiçeği açtıranlar olsun etrafımızda...

Sevgiyle kalın


15 Kasım 2013 Cuma

Bir Yudum Hayat

Bir Yudum Hayat
Grenli A4 kağıt üzerine guajboya© Kasım2013,DS



 18 yaşında yaşamı tarif et deseler, içinde fazlaca umut, heyecan ve mutluluk olan bir tanımlama yapardım.Başka bir kelime var mı bilemiyorum, yaş aldıkça tanımlaması bu kadar değişen. Çokça deneyimin, yaşanmışlığın,görmüşlüğün ardından hayatın tanımı ve içinde barındırdıkları da değişiyor.
 " Hiçbir zaman, hiçbir an kendimi unutup, nasıl göründüğümü yok saymadığımı, geri çekilip çekilip kendime bakmaktan, gördüğümü beğenmeyip ona hayalimdeki şekli veremeye çalışmaktan önümdekini hep ıskaladığımı görüyorum şimdi. ‘’Peki şimdi görüyor musun?’’ diye sormayın, onun da var en az bir on beş senesi. İnsanın ömrü herhalde bu yüzden uzun, bir halt ettiğinden değil, ne halt olduğunu on-on beş senede bir anlamasından" Şule Gürbüz-Zamanın Farkında
Şimdi hayatımda, ısdırap ile neşe kol kola girmiş, bazen biri, bazen diğeri sahneye çıkıyor gibi geliyor. Bense o sahnenin oyuncusu olarak rolümü oynuyorum layıkıyla. Bazen bardak taşıyor, bazen içindeki su bitiyor, bazen yerlere dökülülüyor. Sanırım bize düşen şey sabırla oyunda yer almak. Çünkü neşe de isdırap da geçicidir, zaman karşısında boynu büküktür ve gelip geçmeye ve derinliklerde kaybolmaya mahkumdur. 
Aynı insanoğlu gibi, biz gibi, ben gibi.

16 Aralık 2012 Pazar

Resme Dönüş - Dalyan Deltası


Dalyan Deltası
Masonit tuval üzerine yağlıboya,
50x60cm © Aralık2012, DS

Dalyan Deltası bir doğa harikası. Yukarılarda gökyüzüne yapışmış güzellikte nefes kesen görkemiyle yanı başınızda yükselen yalçın kayalıklı dağların ihtişamı ve Antik Kaunos kentinin yükselen kayalıklarının hayret verici bir incelikle  içleri oyularak yapılmış 3000 yıldır ilk günkü ihtişamıyla ayakta duran Kral Mezarları insan aklının sınırlarını zorluyor. Aşağıda ise dev bir labirentin içindeymiş gibi yön duygunuzu kaybederek yol aldığınız sazlıkların arasından geçerken 180 çeşit kuş türünün ve sizinle birlikte yarışan balıkları büyük bir ustalıkla yakaladığına şahit olacağınız yalıçapkınının akrobatik gösterisi doğanın içinde ve özellikle doğanın bir ürünü olduğunuzu hissetmenizi sağlıyor. İnanılmaz bir huzur ve mutluluk hissi sarıyor sizi. İşte Dalyan Deltası ve o  inanılmaz huzur ve mutluluğun resmi.

  

5 Şubat 2012 Pazar

Orkidenin Çığlığı


Orkidenin Çığlığı
Masonit tuval üzerine yağlıboya,
50x60cm © Ekim2012, DS


Aşkın ve saf sevginin sembolü orkide çiçeği, nadir ve narin güzelliğiyle beni öylesine etkiledi ki bu tablo çıktı ortaya. Eşimin bir kaç yıl önce hediye ettiği bu çiçek her çiçek açısında beni, o narin, zarif çiçeklerinin egzotik, gizemli görünüşleriyle büyüler durur hiç bıkmadan.

Orkide(Phalaenopsis),tarihin değişik dönemlerinde yetiştiği topraklarda pek çok toplumu etkilemiş, Antik Yunan'dan başlayarak, Astekler, Mexico yerlileri Totanaklardan, Victorya dönemi İngiltere'sine, Çin kültürüden, Osmanlı-Türk kültürüne kadar sembolizması kullanılagelmiş bir bitki.

Eski Yunan'da doğmamış çocuğun babasının orkidenin köklerinden büyük bir tanesini yediğinde bebeğin erkek olarak doğacağına inanılırmış. 1427 yılında Aztekler, fethettikleri Meksika yerlilerinin yaşadığı Tonoacas'da vanilya ile tanışıp, orkide çiçeğinin toprak altındaki yumruları(Salep) ile birleştirip, kakao ve değişik baharatlarla hazırladıkları "cacahuatl"ı içerek güç kazandıklarına inandıkları için Orkide'yi sağlık ve sıhhatin sembolü yapmışlardı. Orkide'nin egzotikliği ve nadir bulunması sebebiyle, Viktorya döneminde, asaletin ve lüksün sembolü olarak kabul edildi. Viktorya Döneminde, çok zorluk ile bulunan bir çiçek olduğundan hediye edilen kişiye duyulan derin sevgisinin ifadesi anlamına gelmekteydi.
Çin kültüründe Orkide arınmanın yanı sıra güzellik ve bilgelik ile çocuksu masumiyeti ifade etmekte.

Orkide demişken Anadolu'da yetişen orkidenin salep adı verilen köklerinden elde edilen tozun sağlık açısından değeri yüzyıllardır bilinmekte.İçkinin yasaklanmasından sonra, boza ve salep Anadolu'da yaygın bir hale gelmiş. İbn-i Sina 1593 yılında kaleme aldığı El-Kanun fi't-Tıp (Kanun) adlı eserinde salebin afrodizyak, iştah açıcı, balgam söktürücü, felç giderici özelliklerinden bahsetmekte.

Maraş Dondurması olarak bilinen dondurmaya tat kıvam ve koku kazandıran, dünyada sadece Kahramanmaraş'ın dağlarında yetişen bir orkide türü.

Salep yapımı zor ve zahmetli bir iş. Orkide köklerinin keçi sütünde uzunca bir süre kaynayıp daha sonra kurutulması gerekiyor. Orkidede iki yumru bulunuyor. Biri o yılki bitkiye ait, diğeri ise sonraki yılın yumrusu. İkisi de söküldüğünde orkide yok oluyor. Yumrunun kurutulmuş kilosu 80-140 TL’ye, toz haliyse 600-700 TL’ye satılıyor. Bir kilogram toz için 1000 - 4000 arası yumru toplanıyor. Bu durum Salep yapımına uygun orkidelerin türlerinin yok olma tehlikesini taşımakta. Bu yüzden salep yapılmak üzere toplanan yumrulardan bir tanesi, orkidenin üremesi için üzerinde bırakılması bilincinin oturması gerekli.

Araştırınca Orkide neslinin devamı için çaba gösteren Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD)nin "Orkidelerin Çığlığı" projesini hayata geçirdiklerini gördüm. Bu proje kapsamında Orkide toplayıcılarını bilinçlendirmek için arazi çalışmaları yapıyorlar.

Orkide yüzlerce yıl evrensel sevginin sembolü olmuş ölümsüz bir çiçek. Üstelik bir dalda bir değil birsürü çiçeğiyle bize bereketi, güzelliği, eşsizliği çağrıştırmıyor mu? Oysa biz ona hiç haketmediği ve yaşama hakkı tanımayacak kadar kötülük yapıyoruz. Nedir bu doğanın insanlardan çektiği?

23 Haziran 2011 Perşembe

Köy Kahvesi



Köy Kahvesi
Masonit tuval üzerine yağlıboya,
50x60cm ©Haziran  2011, DS

Sakar Yokuşu'ndan ovaya doğru inince bütün görkemiyle Gökova karşılar sizi. Yolun iki yanını süsleyen yaşlı okaliptüs ağaçları, koyu yeşil yapraklarıyla portakal bahçeleri, mısır tarlaları, zeytinlikler, mavi kapılı evlerin bayaz badanasını gizleyen erguvan renkli begonviller, boyları insan boyunu aşmış üzerinde meyveleriyle kaktüsler size güney egede olduğunuzu hissettirir. Doğa bir başka kokar, yol boyunca, çam ağaçlarının okaliptüs ve kekik kokularıyla karışık kokusunu rüzgar burnunuza getirir. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen kıvrım kıvrım tırmanıp, bulutları yakalayıverecekmişsiniz kadar yaklaştığınız gökyüzünden, lacivert, mavi, turkuaz karışımı deniz kıyısına indiğiniz Marmaris Datça yolu bittiğinde, eski değirmenler sizi karşılar. Bir süre sonra, sanki doğanın içinde saklanmış gibi duran, ana yoldan ayrılıp, yukarı doğru, arnavut taşlı sokakların iki yanında eşsiz rengarenk begonvillerle sarmalanmış tarihi taş evleriyle, kapı önlerindeki saksıları, kabak çiçeği ile dolu bahçeleri, uyuklayan kedileriyle Eski Datça sizi karşılar. İlk sokak, Müzreki sokağıdır, mis gibi kokan çayı, begonvillerin sarıp sarmaladığı Muhtar Orhan 'in köy kahvesi bu sokak başındadır. Mahallenin ortak yaşam alanıdır bu kahve, kuş uçsa haberi oradan alınır. Muhtar Orhan'ın kireçsiz, berrak içmeye doyamayacağınız lezzetteki içme suyundan demlediği çayını yudumlamaya başladınız mı siz de müdavimi olursunuz.Tarihçi Strabon'un, "Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, O'nu Datça Yarımadasına bırakır" dediği söylenir.  Datça benim için mutluluktur. Muhtar Orhan'ın köy kahvesinde bir bardak çay içesim geldi. Bu özlemim resmime yansıdı

10 Haziran 2011 Cuma

İrisler


İrisler
Masonit tuval üzerine yağlıboya,
50x60cm ©Haziran 2011, DS

İris , Eski Yunan mitolojisinde, ruhları cehenneme götürmekle görevli Thaumas ile Elektra'nın kızıdır. Tanrıların tanrısı Zeus ve tanrıların kraliçesi Hera’nın habercisi, gökle yeri birbirine bağlayan gökkuşağı'nın tanrıçası güzeller güzeli "İris", güneşli havalarda, hafif incecik yağmur yağınca, renkli ve süslü elbiselerini giyer, tanrılardan fani insanlara müjdeli haberler iletirmiş.
"İris Persica” Latince “cennetin gözü” anlamına geliyor. İris çiçeği taşıdığı renkler ve çizgiler nedeni ile adını bu tanrıçadan almış. Gözümüzün bebeğine de iris denmiş. Bu nedenle Eski Yunan'da da her insanın cennetten bir parça taşıdığına inanılırmış. Bizim kültürümüzde İris çiçekleri dayanıklılığı nedeniyle ölümsüzlüğü, görünüşü sebebiyle güzelliği simgeler. Sonsuzluğa uğurladığımız sevdiklerimize son veda çiçeğidir. O nedenle, bana hep ayrılığı, hüznü çağırıştır. Oysa şimdi anlıyorum ki İris, sevdiklerine veda edenlerin haber alabilme umudunu taşıyor.

"Beste'nin Naneleri" bloğundan Sevgili gönül dostum, ilham perim Beste'ye bahçesinden kopardığı güzel çiçekleri ve resmime konu olan İris çiçeklerini toplayıp, çektiği fotoğrafla beni büyülediği ve o büyüleyici fotoğrafın resmini yapmama izin verdiği için kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Güvercinler



Güvercinler
Masonit tuval üzerine yağlıboya,
50x60cm ©Mayıs 2011, DS

Güvercinler şehrin kalabalığında, ürkek ama bir o kadar özgürce yaşarlar. Çok uzaklara uçsalar bile yönlerini kolaylıkla bulabilirler.Erkekle dişi güvercin birbirlerine çok bağlıdırlar, eşlerden biri bir kazaya uğrayacak olursa, ötekinin yeni bir eş kabul etmesi uzun bir zaman alır. Güçlü ve hızlı uçucudurlar. Yuvaları derme çatma bir yapı olsada anne ile baba sırayla kuluçkaya otururlar, erkeğin kuluçka nöbeti genellikle gündüz, annenin ki ise gecedir. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra güvercin sütüyle beslenirler. Bu eşsiz madde, anne güvercinin kursağının zarı tarafından salgılanır ve yavruların ağzına püskürtülür.Doğanın mucizesi, mitolojide Afrodit'in iyilik perisi, ağzında zeytin dalı ile yaşamın habercisi, özgürlüğün, barışın, huzurun, sadakatın, bağlılığın kısaca mutluluğun simgesidir Güvercinler.

PS: Bu resmi yapmama ilham olan fotoğrafı kimin çektiğini aramama rağmen bulamadım. Bana bildirirse resmin altına bilgi notu olarak koymak isterim.

3 Nisan 2011 Pazar

Naturae Artis Magistra

Eski Roma'da latince ünlü bir söz olan "Naturae Artis Magistra" , yani "Doğa En Büyük Eğitmendir" sözü, sanatın doğa ile olan bağlantısını en yalın haliyle açıklar.
Doğanın cömertçe ortaya serdiği güzellikleri gören insan, doğadan aldığı ilhamla, bu güzellikleri kendi duygu ve düşünüşlerine ekleyerek yorumlar, ortaya çıkan ürün ise sanattır.
Bu günlerde kulağımda Vivaldi'nin Dört Mevsim konçertosunun ilkbahar bölümü, gözümün önünde Monet'in Giverny'de İlkbahar tablosu, dilimde Orhan Veli'nin "Beni Bu havalar Mahvetti" şiiri, burnumda, Chloe'nin Eau De Fleurs Lavande kokusu, doğadan bedenime, ruhuma yansıyan sihirle dolaşıyorum. Romantizmin, duygusallığın, umudun, sevincin, yeni bir hayatın, uyanışın ve yaşama sımsıkı tutunuşun simgesi İlkbahar fırçamın ucundan tuvalime işte böyle yansıyor.
Naturae Artis Magistra
Masonit tuval üzerine yağlıboya,
50x60cm ©Nisan 2011, Defne Soysal
Günleriniz hep bahar tazeliğinde olsun.

4 Mart 2011 Cuma

Dalgalar




Dalgalar
Masonit tuval üzerine yağlıboya,
50x40cm ©Mart 2011, Defne Soysal


Mikro kosmostan makro kosmosa kadar bulunduğumuz evrende hayat kendi ritminde danseder. Dalgaların kıyıya vurması gibi coşku, tutku, huzur ve hüzün kimi zaman dingin kimi zaman coşkun, kimi zamansa deli dalgalarla gelir, gönlümüzün kıyısına vurur. Kimi zaman sınırsızlığın simgesi, kimi zaman isyanların sesi olur.

Benim denizimde dalgalar dalgaları kovalar, sanki ruhumdaki coşkudan, tutkudan, huzurdan, hüzünden oluşan karmaşayı durdurmak istercesine, bir metronom gibi ardı ardına birbirleriyle yarışırcasına sahile kadar coşkuyla ulaşır, sertçe vurduktan sonra sakinleşip geri çekilirler. Gönlümün dalgalarını resmederken dalgaların sahile vuruşlarıyla içimdeki coşkunun, tutkunun, huzur ve hüznün karmaşasından kurtulup rahatladığımı, iliklerime kadar yayılan huzurun hafif tuzlu tadını, iyot kokan kokusunu hissederim. Duygularıma eşlik eden martılar yarışırlar dalgalarla rüzgara inat, hayata inat mutlu ve özgür. Bir dalga olup karışasım gelir enginlere. Derin maviliklerinde kaybolmak, bembeyaz dalgasında köpürmek isterim. Bir dinginlik hissi, bir huzur, bir yaşama sevinci yüreğimin ta derinlerinde hissederim.
Eğer hissediyorsam, varım, yaşıyorum.
sevgili kardeşim Cansın Erol'un dediği gibi

HÜZÜN
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Aşınan kayalar gibi ruhum
yorgun suskun öylece durur
Islak kumlara yazılmış hikayeler
Ummana karışır silinir yavaş yavaş
Her dalga ömrümden bir şeyler koparır
Ağır ağır sönen gönlüm
sakin koyları özler
Son kum tanesi olana kadar
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Son kum tanesini alana kadar

Şiir: Cansın EROL
Beste:Prf Dr Selahattin İÇLİ

22 Şubat 2011 Salı

Kar



KAR tuval üzerine yağlıboya 50X70
©Şubat 2011,

Kış akşamlarını hep sevmişimdir. Özellikle kar yağıyorsa ve güneş kar yağışına eşlik ediyorsa, kar ile güneşin vedalaşmaları hep zor olur. Gecenin karanlığı çökmeden, giden güneşe parıldayan gözyaşlarıyla veda eder kar taneleri. Bu manzara beni hep mutlu eder.
Bu sene kar yağmadı benim memleketimde, ben de resme döktüm kar denilen o beyazlığın içimde ki yansımalarını. Belki de kış mevsiminin tek mutluluğunu.
Beklediğim, özlediğim kar yağmaya başladı. İşte şimdi kış anlam kazandı.
Sevgiyle

11 Şubat 2011 Cuma

Gelincik Tarlası


Ressam: Claud Monet
Eserin Adı: Gelincik Tarlası
Yapım tarihi: 1873
Orijinal Ebadı: 50 x 65 cm
Tekniği: Tuval Üzeri Yağlıboya

Siz hiç gelincik tarlası gördünüz mü? Dünyada görüp görülebilecek belki de en güzel manzaralardan biridir.O güzellikten gözlerinizi ayıramazsınız.Hele bir de rüzgar esiyorsa, kıpkırmızı yaprakların hepsi birden dalgalı koskoca kırmızı bir denizi andırır. Nefesinizi bile tutarsınız. Oturup saatler boyu izlemek istersiniz. Kıpkırmızı bir mutluluktur gelincik tarlaları. Alev alevdir. Sahip oldukları renkten midir bilinmez, insanın içine kıpkırmızı bir heyecan, bir coşku verirler. Birden koşup aralarına girmek, hepsini toplamak gelir içinizden. Avucunuza sığdırabildiğiniz kadar toplarsınız. Ancak o kadar asil, naif, ve kırılgandırlar ki topraktan ayrılınca yaşayamazlar, bükülüverir boyunları, dağılıverir yaprakları.
Cocukluğumda duvarımızda asılı Claude Monet'in Gelincik tarlası isimli tablosu yer etmiştir hafızama. Annemi çağırıştırır bu tablo. Mayıs çiçeğidir Gelincik. Hep anneler gününde açar. Onun için annelerin çiçeğidir Gelincik.Bu tabloda anneme benden hediye.

ჱܓჱܓ
Gelincik Tarlası
Masonit tuval üzerine yağlıboya, 50x60cm
©Şubat 2011, Defne Soysal