Şubat ayına özgü soğuk, yağmurlu bir İstanbul akşamında İstiklal caddesine doğru inerken gözüm 277 yıllık bir yapı olan eski Taksim Maksemi (Tarihi Su Deposu) şimdilerdeTaksim Cumhuriyet Sanat Galerisinde gözüm bir sergiye takıldı. Anadolu’da kumaş parçalarının biraraya getirilerek işlevsel hale getirilmesini sağlayan “Parçalı Bohça” tekniği ile oluşturduğu eserlerle Türkiye’yi tüm dünyaya tanıtan Sanatçı Elisabeth Strub Madzar'ın Hayat Ağacı Grubu ile birlikte, “Elden Ele Yadigâr” ismini verdiği bir sergiydi.
Patchwork'u hep çok sevmişimdir. Nerede görsem ilgimi çeker. Hiç düşünmeden girdim. Sergilenen patchworklere harcanan sabrın, emeğin, sevginin dışında beni çok etkileyen bir olayla da karşılaştım. Duvarda asılı Elisabeth'in Gizem adını verdiği eserinin yanında bir de mektup vardı. Mektubu okuyunca duvarda asılı Patchwork ile ruhumun derinliklerine işleyen bir ısı hissettim ve olayı sizlerle paylaşmak istedim.
Biraz araştırınca yolları ilginç bir şekilde kesişen güzel kalpli insanların hikayesine tanık oldum.
Hayat içinde ne inanılmaz gizemler taşıyor. Sır yaşamın ayrıntılarında gizli. Yeter ki güzel bakmasını görmesini okumasını bilelim...
Gerçek bir patchwork (yamalı bohça) ustasıydı Elizabeth. Eserleri her yerde sergileniyor, büyük beğeni kazanıyordu. Eşi, Fransız asıllı Türk vatandaşı Mirko ile uzun yıllardır mutlu bir evliliği vardı. Tek mutsuzlukları, bir süreden beri Mirko’nun kronik böbrek hastası olması ve yaşamını diyaliz aletine bağımlı olarak sürdürmek zorunda oluşuydu.
Sonra bir gün, bir mucize oldu. Hiç beklemedikleri bir anda, hastaneden kendilerine uygun bir böbrek bulunduğu haberi geldi. Apar topar ameliyata alınan eşinin o uzun ameliyattan başarıyla çıkması için dua ederek beklerken, garip bir şekilde uykuya dalmıştı Elizabeth.
Rüyasında, uzun saçları omuzlarından aşağıya dökülen, beyazlar giymiş çok güzel bir genç kız, elinde tuttuğu bir bezi gülümseyerek kendisine uzatmaktaydı. Bu bezin üzerinde, yıldızlar ve parlak renklerle işlenmiş ilginç bir motif vardı. Elizabeth’in yıllar önce başladığı ama bir türlü tamamlayamayıp rafa kaldırdığı bir çalışmasına çok benziyordu bu motif. Silkinerek uyandığında, sevinçle eşinin kurtulduğu haberini aldı. Bu garip rüyanın etkisindeydi hálá. O zaman merak etti, eşine nakledilen böbreğin kimden alındığını sordu.
16 yaşında aniden gelen bir baş ağrısıyla, bir beyin anevrizması nedeniyle hayata gözlerini yuman, gencecik bir kızdı böbreğin sahibi. Aile, beyin ölümü gerçekleşen kızları için inanılmaz bir cesaret isteyen kararı almış, organ naklini kabul etmişti.
Elizabeth’in eşiyle birlikte üç kişiye hayat veren bu genç kızın adı Gizem Damla Tuğtekin idi. O anda, eşine yeniden yaşam umudu taşıyan genç kızın aynı gün yapılacak cenazesine katılmaya karar verdi. Hem onu, hem de ailesini yakından tanımak istiyordu. Cenazeye gittiğinde, yakasına takılan resimde ve tabutun üzerinde bulunan resimdeki genç kızı görünce, donup kaldı. Bu genç kız, o gece eşi ameliyattayken rüyasında gördüğü genç kızdı.
Üstelik daha sonra tanışıp, dost olduğu ve hálá da görüştüğü aileden aldığı bilgilere göre Gizem, kısa yaşamı boyunca sanatla ve müzikle haşır neşir, müthiş yetenekli, resim yapan, el becerisi olan, olağanüstü bir genç kızdı.
Bu akıl almaz olaydan çok fazla etkilenen Elizabeth, tozlu raflara kaldırdığı, yarım bıraktığı çalışmasını yeniden ele almaya karar verdi. "Gizem" adını verdiği bu güzel çalışmayı tamamlarken, genç kızın ruhunun yeryüzünden öte aleme geçişini sembolize eden motiflerin dışında, Müslümanlık ve Hıristiyanlığın ortak simgelerini de bir araya getirerek, bir anlamda dinler arası kardeşliği de ifade etmek istedi.
Çalışmasını büyük bir titizlikle ve büyük bir sevgiyle uzunca bir sürede tamamlayabilmişti ancak. Ve yine beklenmedik bir şey oldu: Panoyu tamamladığı, iğnesini ipliğini bir kenara bıraktığı gün, annesinin ölüm haberini aldı Elizabeth. Artık, eşine hayat veren kızın anısına "Gizem" adını verdiği bu eşsiz eserinde, ölümün ve yaşamın sırlarının da saklı olduğuna inanıyordu. Elizabeth, bu eserinde Gizem’in ruhunun temizliğini ve saflığını simgelerken, her iki dinin kabul ettiği 10 emir ve cennete ulaşmak için kat edilecek evreleri ifade etmek istemiş. Dinlerin aslında, insanları bütünleştirmek amacı taşıdığını da anlatmış.
Elizabeth’in eşiyle birlikte üç kişiye hayat veren bu genç kızın adı Gizem Damla Tuğtekin idi. O anda, eşine yeniden yaşam umudu taşıyan genç kızın aynı gün yapılacak cenazesine katılmaya karar verdi. Hem onu, hem de ailesini yakından tanımak istiyordu. Cenazeye gittiğinde, yakasına takılan resimde ve tabutun üzerinde bulunan resimdeki genç kızı görünce, donup kaldı. Bu genç kız, o gece eşi ameliyattayken rüyasında gördüğü genç kızdı.
Üstelik daha sonra tanışıp, dost olduğu ve hálá da görüştüğü aileden aldığı bilgilere göre Gizem, kısa yaşamı boyunca sanatla ve müzikle haşır neşir, müthiş yetenekli, resim yapan, el becerisi olan, olağanüstü bir genç kızdı.
Bu akıl almaz olaydan çok fazla etkilenen Elizabeth, tozlu raflara kaldırdığı, yarım bıraktığı çalışmasını yeniden ele almaya karar verdi. "Gizem" adını verdiği bu güzel çalışmayı tamamlarken, genç kızın ruhunun yeryüzünden öte aleme geçişini sembolize eden motiflerin dışında, Müslümanlık ve Hıristiyanlığın ortak simgelerini de bir araya getirerek, bir anlamda dinler arası kardeşliği de ifade etmek istedi.
Çalışmasını büyük bir titizlikle ve büyük bir sevgiyle uzunca bir sürede tamamlayabilmişti ancak. Ve yine beklenmedik bir şey oldu: Panoyu tamamladığı, iğnesini ipliğini bir kenara bıraktığı gün, annesinin ölüm haberini aldı Elizabeth. Artık, eşine hayat veren kızın anısına "Gizem" adını verdiği bu eşsiz eserinde, ölümün ve yaşamın sırlarının da saklı olduğuna inanıyordu. Elizabeth, bu eserinde Gizem’in ruhunun temizliğini ve saflığını simgelerken, her iki dinin kabul ettiği 10 emir ve cennete ulaşmak için kat edilecek evreleri ifade etmek istemiş. Dinlerin aslında, insanları bütünleştirmek amacı taşıdığını da anlatmış.
Gizem Damla Tuğtekin, kısacık yaşamında, ardında çok büyük bir sevgi seli bıraktı. İki böbreği ve karaciğeri artık yaşam umudu kalmamış insanlara ömür kattı. Kalbi de nakledilecekti ama doktorlar ritim bozukluğu saptanan kalbinin nakledilmesini uygun görmediler. Annesi İlten Hanım "Yalnızca gözlerini vermeye kıyamadım" demişti. "Organları hiç değilse başka genç insanları kurtarsın istedik."
Bu örnek aile, çocuklarının organlarını bağışlamakla da yetinmediler. Lösemili Çocuklar Vakfı’na da 1999 senesinde 3 milyar liralık bir bağışta bulundular. Bu yüzden vakıftaki odalardan birine Gizem’in adı verildi.
Bu konudaki en güzel sözü belki de şu anda Gizem’in organlarından birini taşıyan 21 yaşındaki genç kız dile getirmiş: "Bu sanki doğanın acı bir kanunu. Birilerinin acıları üzerine mutluluk kurmak, insana çok zor geliyor. Birinin ölümü üzerinden yaşama bağlanmak... Bu da yaşamın bir cilvesi işte!"






















Bloglama konusunda sıklıkla yapılan hatalardan bir tanesi budur. Çoğu blogger gündemde olan konulara odaklandığı için nitelikli ve kalıcı okuyucu kazanamaz. Bu nedenle de sadece kısa vadede başarılı olabilir. Anlık olarak çok fazla kullanıcı çekebilecek, ama uzun vadede okuyucu sayısını arttırmayacak bu hata yüzünden de hedeflenen başarı elde edilemez. Yani başarılı bir blog yazarı olmak istiyorsanız; içeriğiniz sadece popüler konularla sınırlandırmamalı, yayınlandıktan aylar sonra bile okunabilecek nitelikte içerikler üretmeye çalışmalısınız. Çünkü blogunuzun popüler konularla dolu olması, asla ama asla bir başarı ölçütü olmayacaktır.
Tamam, içeriklerinizin konusunu belirlerken elbette başkalarının yazdıklarına bakabilir, onlardan esinlenebilirsiniz. Ama bu işin ucunu kaçırdığınız zaman, özgünlükten uzaklaşır ve başarısızlığa sürüklenirsiniz. Çünkü konularınız tükendiği zaman adımlarınızı başkalarına göre atmak durumunda kalır ve gündemde olan konulara yönelirsiniz. Böylece yapabileceğiniz en büyük hatalardan birini yapmış olursunuz. Sonuçta bu konuda yeterince bilinçli olmayan ve bloğunu bir an önce içerikle doldurmak isteyen pek çok blogger işte bu hatayı yapmaktadır. Yani ya kopya içerik kullanmakta ya da daha önceden yazılmış yazılar üzerinde birkaç küçük değişiklik yaparak kalitesiz içerik üretmektedir. İşte siz bu hataya düşmemeli ve içeriklerinizin hem kaliteli hem de özgün olmasına dikkat etmelisiniz. Nitekim bloglama konusunda başarıya ancak bu şekilde ulaşabilirsiniz.
Bloglama hususunda yapılan hatalardan bir diğeri de rakamlara takılıp kalmaktır. Tekil ziyaretçi sayısına, üye yorumlarına, üye sayılarına ve ziyaretçi sayılarındaki artış azalışlara göre hareket eden yazarlar bu noktada da hataya düşmektedir. Yüksek rakamlar karşısında sevinen, azalmalar karşısında ise üzülen blog yazarları bu şekilde ya kendilerini demotive eder ya da gereksiz yere zafer çığlıkları atar. Çünkü başarıyı sadece rakamlara göre belirleyemezsiniz. Bir gün bakarsınız sayfanızda 3000 kişi var diğer gün bir bakarsınız 300 kişi bile yok. Bu nedenle; değişkenlik göstermesi gayet normal olan rakamlara takılıp kalmaktan vazgeçmeli, bunun yerine sizi sürekli takip eden okuyucularınıza yoğunlaşmalısınız.
Hani hep derler ya, başarı için nitelikli okuyucu kazanmalısınız diye. İşte bu söz kesinlikle doğrudur. Bir blog sitesi açtıktan sonra düşünmeniz gereken ilk konu nasıl nitelikli okuyucu kazanacağınızı bilmek olmalıdır. Sonuçta gün içinde açıp kapattığımız o kadar çok sayfa, o kadar çok site var ki! Emin olun sizin blogunuz da tekil ziyaretçilerinizin çoğunluğu için şöyle bir bakılıp geçilen sitelerden herhangi bir tanesi niteliğinde olacaktır. İşte bu nedenle de nicelikten çok okuyucunuzun niteliğine odaklanmalısınız. Sizi sürekli takip edecek okuyucu kazanmak için içeriklerinizin birbiriyle alakalı konular olmalarına dikkat etmelisiniz. Kolay yollardan ziyaretçi çekme yoluna giderseniz, aynı şekilde kolaylıkla ziyaretçi kaybedebileceğinizi de bilmelisiniz.
Her konuda yazmaya çalışmak da yapmamanız gereken bir hata! Çünkü bu şekilde yine kalıcı değil geçici okuyuculara yönelik çalışmış olursunuz. Daldan dala atlamak yerine birbiriyle alakalı konularda içerik üretmeye çalışmalısınız. Mesela; iş dünyası üzerine yazılar yazacaksanız, moda güzellik gibi konularda içerik üretmemelisiniz. Zira her konuda yazmaya çalışmak sizi kesinlikle başarısızlığa sürükleyecektir. İşte bu nedenle bloglama alanına yönelmeden önce ne alanda içerik üreteceğiniz bilmeli ve içeriklerinizin kendi aralarında tutarlı olmalarına özen göstermelisiniz. Teknoloji ile ilgili yazma fikriyle yola çıktıktan sonra kişisel gelişimle ilgili yazarsanız, okuyucularınız üzerinde olumsuz etki yaratır ve nitelikli okuyucularınızın sayılarında önemli bir düşüşe neden olursunuz.
Blog yazılarınızı hobi olarak yazmıyor, bu işi profesyonel olarak yapmak istiyorsanız reklam konusuna da dikkat etmelisiniz. Yani okuyucuların bloğunuzu keşfetmelerini beklemek yerine siz onlara doğru gitmelisiniz. Sonuçta; her gün açılan yeni bloglardan sadece bir tanesi olduğunuzu unutmamalı ve içeriklerinize çok güvenseniz bile yine de kendinizi pazarlamanız gerektiğini unutmamalısınız. Bunun için de blogunuzun promosyonunu doğru bir şekilde yapmalısınız. Arama motorlarında üst sıralara çıkmak için SEO yapmayı öğrenmeli ya da bu alanda uzman olmuş kişilerden faydalanmalısınız. Aynı şekilde içeriklerinize benzer blogların ya da internet sitelerinin okuyucularından faydalanmak için reklam verme, bağlantı değişimi yapma gibi yollara yönelmelisiniz. Zira belirli bir noktaya gelene kadar bu yoları denemeniz, blogunuzun tanınması için muhakkak gereklidir.
Bloglama konusunda yapılan hatalardan biri de gelen her teklife olumlu karşılık vermektir. Şöyle ki blogunuz belirli bir seviyeye geldikten sonra küçük büyük bazı firmalar sizinle iletişim kurarlar. Siz de para kazanmanın ve teklif almanın verdiği heyecanla gelen her teklife evet deme gibi büyük bir hata yaparsınız. İşte bunu yapmamalısınız. Bloglama alanında başarılı olmak istiyorsanız, gelen teklifleri akıllıca değerlendirmeli ve gelen her teklifin sizin için faydalı olmayacağını hesap etmelisiniz. Mesela; güvenilmeyen bir firmanın reklamını yaparak 100 lira kazanır, belki de bir hafta sonra 1000 lira olarak gelebilecek bir teklif şansını kaybetmiş olursunuz. Yani hemen evet demeden önce, yanıtınızın size ne kazandıracağını gerçekten düşünmelisiniz. Yoksa hem potansiyel müşterilerinizi hem de okuyucularınızı kaybedebilirsiniz.
Evet, bu konuda başarılı olmak için yapmanız gereken bir diğer şey de sosyal medyaya gereken özeni göstermek. Sayfanızı yeterli ve kaliteli içerikle doldurduktan sonra onu daha çok okuyucu çekebileceğiniz takip kanallarıyla da sunabilmelisiniz. Sonuçta; sosyal medyaya gereken özeni göstermezseniz hem okuyucularınızı yeterince tatmin edemez hem de ziyaretçi kazanma şansınızı azaltmış olursunuz. İşte bu nedenle de uygun takip kanallarını kullanmanız gerektiğini bilmelisiniz. Tabii, bunu yapmadan önce blogunuzun ne kadar güçlü olduğuna karar vermeli ve ayrıca zaman ayırmanız gerekecek takip kanallarını akıllıca seçmelisiniz. Eğer çok fazla takip kanalıyla uğraşabilecek olanaklara sahip değilseniz, o zaman en fazla kitlenin olduğu sosyal medya mecralarına yönelmelisiniz.
Eğer sizinle aynı alanda olan insanların yaptıkları işlere uzak kalıyor, onları takip etmiyor ve iletişime girmekten çekiniyorsanız; o zaman da hata yapıyorsunuz demektir. Çünkü bu hareketiniz tamamen yanlış olan ve sizi başarısızlığa sürükleyecek bir davranıştır. İşte bu nedenle, pek çok kişinin düştüğü bu tuzağa dikkat etmelisiniz. Belirli bir seviyeye girmiş blog yazarlarıyla iletişime geçmeli, onlarla fikir alışverişi yapmaktan çekinmemelisiniz. Nasıl ki başarılı olmak isteyen bir girişimci için rakiplerini tanımak ve onlarla iletişim kurmak gerekliyse, aynı kuralın blog yazarları için de geçerli olduğunu bilmelisiniz. Uzun lafın kısası; alanınızdaki insanlarla iletişim kurma konusunda çekingen davranırsanız, hanenize eksi bir puan yazılmasına neden olursunuz demektir.
Bloglama alanında dikkat etmeniz gereken önemli konulardan biri de bu! Eğer bu alanda başarılı olmayı gerçekten istiyorsanız, blogunuza okuyucuyu gözünden bakmayı öğrenmelisiniz. İçeriklerinizin ne kadar dikkat çekici, ne kadar tatmin edici olduğunu düşünmeli; içinize tam olarak sinmeyen noktalarda hemen düzenlemeler yapmalısınız. Bu konuda arkadaşlarınızdan yardım almayı da düşünebilirsiniz. Düşüncelerine önem verdiğiniz kişilerden blogunuzla ilgili yorum yapmalarını isteyebilir, alacağınız yorumlara göre hatalı olduğunuz yerleri düzeltebilirsiniz. Yorum demişken, yazılarınıza gelen okuyucu yorumlarına da cevap vermeyi unutmamalısınız. Aksi takdirde okuyucu kaybedebilir, çünkü yorumlarına karşılık vermemekle onlara karşı saygısızlık etmiş olursunuz.