6 Temmuz 2021 Salı

Ben ve İçimdeki Chiaroscuro

 


Öfke
Masonit tuval üzerine yağlıboya,
50x70cm © Haziran2021

    Resimde parlaklık ve karanlık arasındaki vurgulu kontrast, keskin karşıtlıklar yaratacak biçimde düzenlenmiş ışık-gölge dağılımına Chiaroscuro denir. İtalyanca chiaro (parlak) ve oscuro (karanlık) kelimelerinden gelir. Işık ve karanlık dengesinin izleyicinin algısında yarattığı etkiyi kullanan bir resmetme tekniğidir . Antik Yunanistan'da 5. yüzyıla kadar uzanıyor. Rönesans  döneminde Leonardo da Vinci'den Raphael'e, Barok dönemde ise Caravaggio'dan Rembrandt'a kadar pek çok ressam tarafından  kullanıldı. İzleyicide yarattığı ruh hali açısından değerlendirildiğinde rönasans dönemi ressamları bu tekniği sakin ve dingin sahneler yaratmak için, barok dönemde ise drama ve entrika yaratmak için kullandı. Devam eden dönemlerde de örneğin Rocco dönemi boyunca, Fragonard ve Watteau gibi sanatçılar, Romantik dönemde ise pekçok empresyonist ressam ağır gölgeler ve tek bir ışık kaynağı kullanarak Chiaroscuro tekniği ile eserler oraya çıkardı.

 İtalyan Rönesansı’nda ışık ve gölge arasındaki tezatlığın vurgulandığı chiaroscuro adlı teknik, Michelangelo Caravaggio sayesinde Maniyerist dönemde yaygınlık kazanarak Tenebrizm adını aldı.   

    Chiaroscuro, gölgeler oluşturarak gerçekçi bir üç boyutlu efekt oluşturmak için kullanılır. Öte yandan, tenebrismde, drama yaratmak için kasıtlı olarak resmin en alt kısımları karanlık tutulur. Temelde, ayrım ışığın tipindedir. Chiaroscuro bir konuyu aydınlatır ve boyut yaratmak için gölgeler oluşturur. Tenebrism, bir konuyu sanki yoğun ve dar bir spot ışığı altındaymış gibi aydınlatmak için tuvalin yalnızca birkaç küçük alanını aydınlatır. Bazı resimler, özellikle Caravaggio'nun resimleri, bu iki tekniği aynı anda içerir.Tenebrizmde genellikle koyu bir arka plan tercih edilerek önündeki figürler lokal bir ışıkla aydınlanır.

    Figürlerin bir kısmı ışıkla belli edilip, geriye kalan kısımların karanlık içinde bırakılmasıyla uygulanan  tenebrizm tekniğine Öfke temalı yağlı boya tablomu çalışırken rastladım. Aslında uzun zaman elime alamadığım fırçalarımı gelişigüzel tuvalin üzerinde gezdirirken içimdeki isyanın dışa vurumuyla tablonun zeminini siyah ve yeşil karışımı bir renkle tamamen boyadım. Yeşil her zaman sevdiğim içimde yaşadığım tüm mutsuzluklara inat ölmeyen umudu, siyah ise o umudu yok etmeye and içmiş  karanlığı tuvale yansıttı. Fırçalarım karanlık ve aydınlığı o zemin üzerinde birer objeye dönüştürerek içimde varolan ÖFKE ile yüzleşmemi sağladı. 

    Kişinin kendi varoluşunu tamamlaması, hayat amacını bulması ve kendisi için yapılması gereken şeyleri yaparak hayatın akışı içinde olması, kendine duyduğu sevgiyi arttırır, duygu ve düşüncelerini olumlu yöne kanalize eder. Ancak ne yazık ki hayatın getirdikleri her zaman kolaylıkla tolere edilebilir olamaz. Olmayı istediğimizle, olanın karmaşası içten içe  dışa yansıtamadığımız ama içeride yığılan öfke dağlarının  oluşmasına sebep olur. Zaman zaman uğradığımız haksızlıklar, incitilmeler, tehditler, sevdiklerimizin kayıpları, saygı duyduğumuz değerlere yapılan saldırılar, hissetirilen değersizlikler, maruz kaldığımız aşağılanmalar, kendimizi ifade edemediğimiz zamanlar, yorgun, savunmasız hissettiğimiz yada uğradığımız hayal kırıklıkları, içimize hapsettiğimiz öfkenin dışarı taşmasına engel olabilsek bile içerilerde bir yerlerde buzdağlarına dönüşür. Biz istemeden bilinçaltımızda biriken dağları yıkmaya, yıkamayınca öfkelenmeye, öfkelendikçe yeniden savaşmaya uğraşıp dururuz. En başedilemez duruma geldiğinde istemsizce dışarı taşan öfkemizle ya dışa vurum yaşıyor yada bununla mücadele etmeye çalışıp bedenimize hasar veriyoruz. Ortaya çıkan sonuç ise dayanılmaz bir tatminsizlik, mutsuzluk, yaşama sevincinin yok olması ile depresyonun kapılarını aralıyor. Çünkü soruna değil kendimize yöneliyoruz, Yaşananları kişiselleştiriyor yükü tek başımıza omzumuza alıp devam etmeye çalışıyoruz, içimizden taşanı yutup, ağırlığıyla yaşamaya mahkûm oluyoruz. Bu durumdan kurtulmanın  yolu  paylaşmaktan geçiyor. Eğer duygunu kişiselleştirmekten kurtulup, buna neden olana yöneltirsen, öfkeyi içinde varolan umudun içinde eritebilirsen, öfkenin ördüğü karanlık duvarları yıkıp kendini özgürleştirebilirsin. Yapılması gereken adımlar, öncelikle değişimi istemek ve kendini sorgulamak olmalı. Öfke ile yüzleşmek, yaşanılan durumlara farklı açılardan bakmayı denemek, şimdiye odaklanmak ve şimdide yaşamak,kabullenmek, geçmişi affetmek, kendini dinlemek gerçek ben ile tanışmak, sahip olmadıklarınla üzülmek yerine sahip olduklarınla mutlu olmak. 

    Bu farkındalıkları eyleme geçirebilirsek, hayatın akışı içinde yerimizi bulup, umudun içimizdeki öfkeyi yenmesini sağlayabiliriz. Ancak böylelikle daha mutlu, daha özgür, daha sevgi dolu  ve daha dengeli bir ben ile tanışabiliriz. Eğer biri size bunun kolayca başarılacağını söylerse inanmayın. Ama içinizdeki umudun ışığına da güvenin. O yolunuzu aydınlatacaktır...


2 yorum: